Bir Masal Şehri: Brugge

Herkese merhaba,

Brugge uzun bir süredir gitmek istediğim şehirler listesinde üst sıralardaydı. 3 günlük bir boşlukta fırsat bu fırsat dedik ve Brüksel üzerinden bu masal şehrin yolunu tuttuk. Tatilimizi 1 gece Brüksel, 2 gece Brugge olarak planladık, iyi ki de o şekilde yapmışız. Zira Brugge insanı gerçekten etkileyen bir şehir.

Şehrin en önemli özelliklerinden biri mimarisi. Şehir dokusu bozulmadan bugünlere kadar gelmiş, Unesco’nun dünya mirası listesine girmiş.

En turistik noktalardan biri “The Markt” meydanı. Burada sıkılmak mümkün değil. Meydanda klasik Brugge mimarisine ait binalar ve meşhur Çan Kulesi (Belfry) bulunuyor. Keyifle yemek yiyebileceğiniz restoranlarda oturup meydanın tadını çıkartabilirsiniz.

The Markt meydanından tüm şehri gezdiren tur otobüsleri kalkıyor. Brugge sokaklarına karışmadan önce genel bir fikir sahibi olmak için ortalama 50 dakika süren bu turu alabilirsiniz. (www.citytour.be)

Görsel City Tour web sitesinden alınmıştır.

 

Brugge kanal ve köprülerle dolu bir şehir olduğu için Kuzey’in Venedik’i olarak da biliniyor. İnsan kendisini ara ara Venedik’te gibi hissediyor diyebilirim. Belli noktalarda kanal turu yapan şirketler var. Bu turu almanızı öneririm, gözleriniz resmen Orta Çağ mimarisine doyuyor 🙂 Erken saatlerde giderseniz daha az sıra beklersiniz, o yüzden programınızı yaparken bu konuya dikkat etmeniz iyi olacaktır.

Ne almalı?

Ben hayatımda bu kadar çok dantelli eşyayı bir arada görmemiştim. Dantelli kitap ayracı, anahtarlık, masa örtüsü gibi aklınıza gelebilecek her şeyi bulmak mümkün. Kanal gezisi sırasında dikkatimi çeken bu dükkana ayrıca bayıldım!

Nerede kalmalı?

Şehir küçük olduğu için genel olarak her yerin merkezi olduğu söylenebilir. Ben The Markt’a 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde olan Europ Hotel’de konakladım. Fiyat/Performans açısından memnun kaldık.

Yeme-İçme

Belçika deyince akla ilk gelen şeyler tabii ki çikolata ve waffle. Biz Leonidas’ın çikolatalarını denedik. Hemen şehir merkezinde bulabilirsiniz. Waffle için de Chez Albert’i tavsiye edebilirim, sıra beklemenize değecek bir lezzet.

Gittiğimiz bir restoranda frambuazlı bira görünce denemeden edemedim. Ama eğer bira sever biriyseniz en zor bulunan ve rahipler tarafından üretilen Westvleteren 12’yi tatmanızı tavsiye ederim.

Yazılarımda önceliği küçük şehirlere verdiğimi fark ettim, sanırım daha samimi geliyor bana 🙂

Sevgiler,
Zeynep

Yorum Yapın

Gezinme